secil yolda

secilin yol guncesi

Posts Tagged ‘phuket

pukette songran

leave a comment »

akşama doğru vardık pukete, çok güzel bi havaalanı shuttle’ı var, taksi dışında tek alternatif zaten, kimse taksiye binmiyor. bindik shuttle’a travellers’dan bir geceliğine ayarladığımız hollywood beach otel’e gittik. en gidilmemesi gereken yer olan patong plajındaymış otelimiz. otelin adında meymenet yok zaten, kendinde de bişi çıkmadı, 1000 baht vermiştik ama yarın anlıycaz ki yarısına bulurmuşuz bu pis oteli.

oteli değiştirmeye kararlı bir şekilde yerleşmeden attık kendimizi dışarı, hemen dibimizdeki plaja baktık şöyle bir, pek bişeye benzemiyor, uzun kalabalık şehir plajı. üç kilometrelik plajının arkası en az üç katlı binalarla dolu, iki tane gökdelen olmak üzere birsürü beton koca otel var, saçma sapan bir yer. sokakta songran için dev su tabancaları satılıyor, telefon ve kameraları koruyun diye tembihliyiz zaten, ama henüz şenlikler başlamamış.

biraz sağa sola bakarak yürüyoruz, sahili kolaçan ettikten sonra ışıltılı bir otel gördük bizimkinin karşısında, acayip altın rengi oymalar kakmalar.. şuraya soralım bakalım kaç para istiyor dedik, içeri yöneldik, adımımı attım ve kendimi boğazıma kadar bir suyun içinde buldum. otelin girişindeki yarım metrelik süs havuzuna düştüm.. nasıl düştüm bilmiyorum, boğazıma kadar batmayı nasıl başardım hiç bilmiyorum. en acısı boynumda sevgili fotoğraf makinem, küçük çantamda iphone’um var. kendimi çıkartmadan onları çıkarıp yelize verdim, yeliz de panikle yerdeki paspas havluyla kurulamaya çalıştı sağolsun. halimiz bayaa komikti, ben suyun içinde yeliz yerdeki havlunun başında bir süre güldük öyle.

sudan çıktım ki ayağım burkulmuş, bilek gitmiş. otel görevlileri de yardım ettiler hemen, biri havlu, buz ve tiger balm gibi birşey getirdi. iphone çantanın içindeydi gene ama fotoğraf makinamdan sular damlıyor, ayağım acıyor ama kamerama bişi olursa ya diye üzülüyorum ben.

netekim oldu, ilk telaşla açtığımda -hiç açmaya çalışmamalıydım biliyorum- çalışan alet sonra bir sustu pir sustu. tamir ettirecek yer de bulamadık, o iş için sırf başka yere de gitmedik. tatilimin dördüncü günü makinemle vedalaştım, bundan sonra daha fazla küflenmesin diye gittiğim yerlerde açıp klimanın altına koyucam ama sesi soluğu çıkmayacak garibin. yelizin eski küçük makinesiyle çekeceğiz herşeyi. iphone canavar gibi, ertesi gün çalıştı.

o gecemizi sayemde ayağımda buz torbası pis otelimizin pis odası ve balkonunda geçirdik. bu lazer tutan kim ki diye kızıp ışığın yelizin kucağındaki ateşböceğinden geldiğini anlamamız da en büyük eğlencemiz oldu.

ertesi sabah toplanıp çıktık otelden ve benim ayağım şiş değilmiş gibi bütün plajı boydan boya yürüyüp otel baktık. sahilde kocaman tropik bahçeli, kocaman havuzlu lüks resortlar, içerlerde çeşit çeşit otel var. anladık ki 800 bahta tertemiz küçük bi otelde kalabiliriz ama gürültüden uyuyamayız, en nihayetinde saatler sonra benim havuzuna düştüğüm ışıltılı otelde kalmaya karar verdik. odamız tam bir balayı suiti, terasında jakuzi havuzu, odasında kocaman bir küvet var. oda fiyatı 2000 baht, üç gün burada kalıcaz.

ayıp olmasın burda deniz nasılmış diye plaja gittik otele yerleşince. bişeye benzemiyor plaj da deniz de. ılık, bulanık sığ bir deniz –antalya böyle sığ değil en azından- bildiğin hiçbir özelliği olmayan kahverengi kum, arkamızda kötü müzikler çalan plaj barları. bi ıslanıp, birer hindistancevizi içip keşke şezlonga 100 baht vermeseydik diyerek uzaklaştık. iki adım ötede dörtte biri fiyatına gördüğümüz filli pareoları alarak ilk kazığımızı yedik.

bugün 12 nisan, songran phukette bugün kutlanıyormuş, taylandın yılbaşı, sokaklarda neşeyle herkes birbirini ıslatıyor, herkesin dahil olduğu dev bir su savaşı var, biz de epeyce ıslandık ama hazırlıklıyız. turistler, yerliler hep birlikte sokaklarda büyük bidonların başında çeteler oluşturmuş geleni geçeni ıslatıyorlar. turistler epeyce kaba sabalar ama taililer bu işi bile zerafetle yapıyor, en çok da onlar eğleniyor. dev su tabancaları gene iyi, kovalarla su döküyorlar geçenlere. ilk ıslanmamızdan sonra temkinli şekilde yürüyüp az ıslanmayı başararak bir restorana oturup bişiler yerken garsonlarımız ve birkaç turistten oluşan çetenin geleni geçeni ıslatmasını keyifle seyrettik. herkes çok eğleniyordu. çıkışta biz de ıslandık tabi, sonra asıl büyük savaşın olduğu sokağa daldık, deli gibi kova kova ıslandık.

ertesi gün güzel bir plaja gidelim dedik, liam sing diye bir plaj bulduk broşürlerden. yeni yıl haftası olduğu için yoğun trafik olduğunu söyleyen otel görevlimizin ayarladığı taksiye 800 baht vererek kazıklanma rekorumuzu kırdık ama gittiğimize deydi. bembeyaz kumlu, küçücük, nefis bir plajdı liam sing. plaja girerken ellerinde kovalarla kikirdeyen taili çocuklar karşıladı bizi. çantaları kaldırın deyip kafamızdan aşağı suları boca ettiler, öyle sevimliler ve hava öyle sıcak ki, teşekkür ettik biz de.

buranın suyu berrak ve bembeyaz kumlar sayesinde harika bir rengi var denizin, gördüğümüz en güzel denizlerden biri olacak.

küçük teybiyle kareoke serenat yaparak plajdaki kızlara akşamki partinin promosyonunu yapan çocuğu başımızdan savdık. ali’nin yerinin şezlonglarında kah kitap okuyup kah denize girip güneşi batırdık. hemen karşımızda çok güzel vücutlu bir turist grubu koca bir kamerayla birbirlerinin egzotik fotoğraflarını çekiyorlar, belki de bir moda veya dergi çekimi bu ama oldukça komikler.

plajdaki üç tesisten ikisi müslüman, daha sonra birsürü yerde daha ali, ayşe, fatma isimlerini ve birsürü başörtülü, kısa kollu, pantalonlu yerli kadın görücez. burdakiler siyah eşarp takıyorlar, bu sıcakta bir anlam veremiyorum, sorup öğrenemedim de.

murakami’nin haşlanmış harikalar diyarı ve dünyanın sonu’nu okuyorum. ilk defa murakami okudum, çok önce okumalıymışım, çok güzel bir dili var, akıp gidiyor kitap, phuketten gitmeden sonuna geldim.

akşam biz kalkar kalkmaz bastıran yağmurla plaja veda edip her yerde boy boy reklamları olan fantasea show’a gidiyoruz.

devasa bir park karşıladı bizi fantasea’de, zaten mevzusu buymuş buranın, ışıltılı koca bir park, filler, ışıklı heykeller, para verip fotoğraf çekebileceğin birsürü ilginç dekor var, bilet gişeleri bile altın fillerle süslü.

yemek için restorana geldiğimizde bir şok daha yaşadık, o ne görkemli salon öyle, böylesi devasa bir açık büfe ben hiç görmemiştim, tavanda bulutlar, dört bir yanımızda heykeller var. inanılmaz bir organizasyon, hiçbir yerde karışıklık ve kaos yok, kapıda biletinizi kontrol edip oturacağınız masayı belirliyorlar, öyle kafana göre oturamıyorsun. büfe de çok çeşitli ama tatsız.

sağa sola gönlümüzce bakamadan, ışıltılı mağazalardan bişey –iyiki- alamadan anons ettikleri fil sarayına girdik ki meğer show başlıyormuş, 15 dakika erken salona girip oturmuş olduk. siam niramitten öylesi büyülenmişken daha görkemli bir girişle karşılaştığımız fantasea’de kimbilir neler olacak?? çok heyecanlıyız.. yerimiz de biraz kenarda.. tüh! daha erken gelseydik keşke. salon da salon ha.. sahne büyük değil ama sağımız solumuz acayip dekorlar, fil ve yaratık heykelleri dolu, sahnede ağaçlarla kaplı, adeta bir jungle…

derken.. show başladı ve daha ilk dakikadan heyecanımızın ne yersiz olduğu gerçeği bir tokat gibi yüzümüze vurdu. berbat bir sirk oynanıyordu sahnede, kostümler, dekorlar özensiz, son derece vasat dansçılar.. tavandan fosforlu elbiseli trapezciler sarkınca biraz o sevindik ama berbat sihirbazları ve onca kullandıkları canım hayvanla moralimizi yerine getiremedik. birsürü hayvana saçma hareketler yaptırılıyor, filler birleşip kule filan yapıyor, saçma sapan bir turist soytarılığı. kesinlikle gidilmez. çok aç olduğunuz bi gün gidin büfesinde yemek yiyin, bahçesindeki acayip dekorlarının arasında dolaşın ama showa para verip de girmeyin.

çilemiz dolmamış gibi bir de döndüğümüz patong beach’de şöyle bi gezindiğimiz sokakların halini görünce mutsuz mutsuz otelimize döndük. barların olduğu bir sokak tam bir felaket, süslenmiş çıtıpıtı taili kızlar vitrin yaptıkları caddede salınarak boy gösteriyor. göbekli avrupalı turistlerle çıtı pıtı taili kızlar elele geziyor, sağda solda seks show satan tuhaf tipli adam ve kadınlar, masaların üstünde danseden kızlar.. tam bir et pazarı, pis bir yere dönüşüyor burası geceleri, çok rahatsız edici.

Ne yapılır bu pukette diye bakıp, james bond adalarını da görmeden geçmeyelim diyor, günübirlik bir tur alıyoruz, hem de ucuzuna da kaçmıyoruz ki hava çok sıcak sefil olmayalım diye. sen misin öyle diyen.. günümüz güneş altında –brandamız bile yoktu- kırk kişi bir teknede sıkış tepiş debelenmekle geçti. otelimize bırakan minibüsün de klimasının olmaması sonucunda baygın şekilde kendimizi otelimize attık ve küveti doldurup klimamızın keyfini sürdük.

Sefil olduk evet ama o sefalette bile adaların güzelliği nefesimizi kesti, sarp kayalar kırılmış öylece dikilmişler denizin içinde. küçücük bir plaja geliyorsun, ufacık koyda karşında elli metre yüksekliğinde koca bir kaya –ya da minnacık bir ada- karşılıyor seni.

her yer ayrı güzel, denizin ortasında küçüklü büyüklü, yüksek, sarp kayalık adacıkların arasından sürat motoruyla gidiyoruz, bu bir film karesi olmalı; zaten öyleymiş. james bond filmi çekildiği ve herkes buraları öyle tanıdığı için adalara james bond adaları diyorlar. izlemiştim ben ama dönünce yine izliycem o filmi.

kayaların arasında denizin ortasında bir istasyona benzer gemiden kanolara geçip biraz da kanoyla geziyoruz. denizin ortasındayız ve su öyle sığ ki, bir metre yok derinlik. belli ki bu kayalık sadece görünen kısmı, koca dağlar var aşağıda. mağaralardan, tepemizde sarkıtlarla kayaların altından, kanallardan geçiyoruz. muhteşem bir yer burası.

kanocumuz müslüman çıkıyor, daha sonra yemek yiyeceğimiz yüzen köydenmiş, anad amca baya sohbet etmeye çalışıyor bizimle ama ingilizcesi kıt, pek anlaşamıyoruz ama sonda bahşiş istediği kısmı çok iyi anlatıyor.

son günümüzde sabah kahvaltı edip otele yakın gördüğümüz buraya göre oldukça pahalı bir mağazadan elbiseler, ayakkabılar alıp. günlerdir ucuz pazarlarda dolanıp alacak bişi bulamamış olmamızın acısını çıkarıyoruz.

otelimizin 900e satmaya çalıştığı bileti 250ye yoldaki bir acentadan alıp, feribotla çok methini duyduğumuz phi phi’ye gidiyoruz. bakalım orda ne maceralar yaşıyıcaz?

Written by secil

14 Nisan 2011 at 06:55

tayland kategorisinde yayınlandı

Tagged with