secil yolda

secilin yol guncesi

Posts Tagged ‘bangkok

bangkok’ta kazık tezgahı ve ihtişam iç içe

leave a comment »

ikinci gün sabahtan dolaşmaya çıkıyoruz biraz, sağımız solumuz tapınak, bir iki tanesine bakınarak turislik sokaklardan yürüyoruz. tapınaklar dışında yol kenarlarında sağda solda çiçek ve renkli kumaşlarla süslü budist köşeleri var. restoran ve dükkanların kapıları bahçeleri buda, fil, maymun, yaratık heykelleri dolu.

bir tuk tuk durağından geçerken tuk tukçulardan biri ısrarla yapışıyor bize, sadece on baht istiyor, elinde bir harita var, gördüğümüz en düzgün harita, dört beş yer gösteriyor haritada, biri de bir mücevher mağazası. mağazaya girer dolaşırsanız bedava benzin alıyorum o yüzden sizden para almıyorum diyor. aslında birsürü yerde tuktukçulara karşı uyarı yazıları var: ‘tuktukçulara inanmayın, götürdükleri mağazalardan alışveriş yapmayın, kazıklanır, üzülürsünüz’. on baht çok ucuz, bir lira bile değil, öyle bedava gezi olmaz diyoruz ama ısrar edince en kötü ne olabilir ki deyip biniyoruz tuk tuka.

iki tapınağa götürüyor bizi önce, biri büyük buda, bahçesinde otuz metre boyunda altın rengi buda heykeli var, gerçek altın mı bilemiyorum. insanlar heykellerin önüne mumlar tütsüler yakıyor, çiçekler bırakıyor. tapınakların içine ve heykellerin önlerindeki platformlara ayakkabı terlik çıkarılıp yalınayak basılıyor. her yerde, çatılarda, kolonlarda, içerde dışarda, yoğun bir altın rengi var, her yer ışıl ışıl.

ikinci tapınak daha süslü, koskoca yemyeşil bir bahçesi ve mermer bir avlusu var. bir törene denk geliyoruz burda, ne töreni anlayamıyoruz ama bir nevi kutsama ya da kutlama olmalı, elli kadar insan var genç yaşlı, belli ki ailevi bir tören. kafası traşlı, tören elbiselerini giymiş süslü biri elinde çiçeklerle başı çekiyor, birileri yanında ona şemsiye tutuyor, başka birileri demetlerle çiçekler taşıyor, tapınağın avlusunu bir kaç defa tavaf ediyorlar. arada merdivenlerde durup arkasındakileri selamlıyor kutsal insan.

belki bir yere daha gidiyoruz böyle, o kadar benziyorlar ki bir süre sonra ayıramıyorum birbirinden. sonra biz royal palace’a gitmek istiyoruz ama o bizi mücevherciye götürüyor, peki diyoruz naapalım. devasa bir mağaza kompleksine getiriyor bizi. kapıda üniformalı görevli kızlar karşılıyor bizi, hemen içecekler ikram ediliyor, güldür güldür klimalar çalışıyor. taş işleme atölyesinin içinden devasa bir mücevher dükkanına giriyoruz. tembihliyiz zaten, bişi almaya niyetimiz yok, modeller pek güzel değiller ve yarı değerli taşlara bin ikibin dolar fiyat çekmişler, yine de kız diil miyiz oyalanıyoruz kolye küpe arasında.

mücevherciden hediyelik eşya tarafına geçiyoruz, orası da dev bir süpermarket gibi. çin pazarına girmiş gibiyiz, aynıları türkiyede de var bunların ama tuktukçumuz mutlu olsun diye biraz daha oyalanıyoruz ve bişi almış olalım bari diye 200 baht’a, 10 lira, bir filli biblo alıyorum ben, biblo dediysem küçük diil ha.. o koca şeyi yol boyunca taşıycam. dükkanda neredeyse bir saat oyalandık, ne aldığımızı soruyor tuktukçumuz çıkınca, fil aldık 200 baht diyince önce mutsuz oluyor sonra bariz sinirleniyor, royal palace diyoruz, kapanıyor bu saatte diyor, kızgın kızgın bizi aldığı yere bırakıyor, 10 baht istemişti biz 100 baht verdik ama yine de siniri geçmedi, yüzde 30 komisyon alıyorlarmış dükkanlardan, bir liralık sahte taşları yüz liraya sattıklarından saf müşteriyi getiren tuktukçuları da besliyorlar haliyle, . biz türklerden bile dalavereciler.

gece pazarına yürüyoruz biz de, yolda bir parkta lüks bir davete rastlıyoruz, sağda solda geleneksel kıyafetleriyle gösteriler yapan küçük gruplar, önde süslü sandalyeler ve kocaman bir sahne, birsürü kamereman ve gazeteci, kokteyl masalarında aparatifler ve içki büfeleri var. bizim ipini koparmış turistler olduğumuzu anlayıp bize bişi vermiyorlar :) pembe parlak gömlekli bir adam gelince ortalık hareketleniyor, bütün kameralar onu takip ediyor, arka taraftaki göstericileri tek tek selamlıyor, baş köşeye oturuyor sonra. konuşma yapmaya çıkınca anlıyoruz ki turizm bakanıymış, kral kadar kralın adamları da kutsal, kürsü değişiyor o çıkarken, acayip bir hiyerarşi var. ardından geleneksel kıyafetlerle kısa bir müzikal sergileniyor sahnede, kaçıyoruz o bitince. erkekler pembe, turuncu, mor gibi renkleri ipekli parlak kumaşları karizmalarına bişey olmadan rahatça giyiyorlar burda.

gece pazarı biraz ilerde, hiç turistin olmadığı bomboş sokaklardan geçiyoruz, tuhaf tuhaf bakıyorlar bize, sonradan anlıycaz ki bu sıcakta yürümek akıl işi diilmiş. pazarının girişinde envai çeşit meyve-sebze satılıyor, sonrası upuzun çiçek pazarı. böyle bi pazar görmedim ben, gidiyoruz gidiyoruz bitmiyor, her yandaki canlı çiçekler burdan geliyormuş meğer. çuvallarla, poşetlerle çiçekler olduğu gibi, ince ince işlenmiş buketler ve ipe dizilmiş nefis aranjmanlar var, çoğu tapınakları ve dini köşeleri süslemek için. burada çiçekler hayatın doğal bir parçası, çok hoşuma gidiyor bu.

ertesi gün royal palası gezdik, bu sefer erkenden çıkıp 50 bahta bir tuktuk tutup gittik. kapıda kocaman kıyafet şartları yazıyor: kollar bacaklar kapalı olacak, transparan kıyafet olmıycak vs. öyle ince ince yazmışlar ki herşeyi, ciddiler belli. kapıda itinayla kıyafetlerimizi kontrol ettiler, yelizin şalını beğenmediler, gömlek verdiler bi tane, çıkışta geri verdik.

royal palas tam anlamıyla ‘ihtişamın dibine nasıl vurulur’un bir anıtı, altına bulanmış incelikle işlenmiş tapınaklar ve heykellerle dolu bir kompleks. insanın başını döndürüyor, burada fazla zaman geçirsen aptallaşırsın, biz de aslına bakarsan aptallaştık dolaşırken, öyle çok ayrıntı, öyle çok ihtişam var ki insan nereye bakacağını şaşırıyor. bahçesi de ayrı güzel, muazzam ağaçlar var.

dönüşte siam niramit show’a bilet aldık, tamamen tesadüfen oldu, pukete uçak bileti almak için girdiğimiz acentada show broşürleri görüp sorduk, siam niramit en iyisi dediler, ver dedik o zaman iki bilet. saat altıda bir jip gelip aldı bizi, transferler de bilete dahil. bu showların hepsinde bir yemek büfesi var, siam niramit bundan sonra göreceklerimiz arasında da en güzeli, büfe çok kalabalık değil ama bissürü ilginç şey var.

yemek sonrası bahçeye indik, büyük bir fil var havuz kenarında, 30 bahta yem verip fotoğraf çektiriyorlar, sonra ufak bir iki dans gösterisi oluyor, süslü apsalalar ve koca kafalar takmış dansçılar var. danslar güzel, kostümler ilginç ama bahçede gördüklerimiz içerisi hakkında fikir vermiyor. içerdeki şimdiye kadar gördüğüm en büyük sahnede -gueness rekoru varmış zaten- izlediğim en muhteşem gösteri. krala saygı duruşuyla başlıyor, bir dakika çalan güzel müzik eşliğinde birbirinden güzel artislik kral fotolarına bakarak ayakta saygılarımızı sunuyoruz, şahane pr yapılıyor krala. sahnenin üstündeki ekranlarda ingilizce dışında çince, japonca gibi anlamadığım üç dört dilde çeviri var.

siam niramit taylandın bölgelerini anlatıyor, birsürü bilgi veriyor; kuzey, kuzey-doğu, güney, denizaltı, cennet, cehennem ve mistik orman ile muhteşem final. uçan kaçan dansçılar zaten harika.. o ne ayrıntı, o ne incelik, dekorlar ve kostümler muhteşem, efektler muazzam. bir sahne değişirken güneş batıyor, sanırsın gerçekten güneş var orda; bir anda tüm sahne deniz oluyor, dev balıklar sanki maket değil gibi usul usul yüzüyorlar suda. cehennem ve cennet dekorları da harika ama asıl görkemli olan mistik orman. anlatmıyım şimdi hepsini ama derim ki bangkoka gelinirse mutlaka gidilmeli, hatta bunun için bangkoka gelinmeli.

gece gezerken taşımamız çok saçma olacak bir de ejderha biblosu alıyoruz ki yol boyu analım burayı :) khaosanın kaosundan kaçıp otelimizin terasında havuz kenarında ancak farkettiğimiz köprü manzarasıyla bitiriyoruz günü, bu köprüden de geçmek vardı bi ama naapalım kısmet.

son günümüz yol zaten, güzel otelimizle vedalaşıp bi daha bulamayız diye travellersda peynirli kahvaltıdan sonra akıllanmış olarak havaalanı shuttle’ıyla ver elini suvarnabhumi havaalanı. iç hatlarda da duty free var, herşey bol bol alışveriş yapasınız diye tasarlanmış, bangkok airlines’ın bizim kredi kartı loungeları gibi bir salonunda keyifle bekliyoruz uçağımızı, phukete gidiyoruz.

Reklamlar

Written by secil

13 Nisan 2011 at 01:50

tayland kategorisinde yayınlandı

Tagged with

kokular, çiçekler ve gökgürültüsü: bangkok

leave a comment »

bangkok’a thy’nin direk uçağı ile geldik, dokuz saatte. uçağımız sao paulodan döndüğüm uçak kadar afilli diil ama yine de güzel, thy gerçekten türkiyenin gururu olmuş dünyada, çok kaliteli, hatta artizz. uçaktaki neye gittikleri belli olan kalabalık ve coşkulu erkek grubu uzaktan bile son derece nahoş ama menümüzdeki su börekleri şahane.

bu kez yalnız değilim, üniversiteden yurt arkadaşım yelizle birlikteyiz. ikimizin de zamanı ve parası vardı, atladık uçağa geldik, pek fazla hazırlık ve araştırma yapmadık doğrusu. japonya depremi ve sonrasındaki radyasyon paniği epeyce tereddütte bıraktı bizi ama ne o söylentiler, ne yahoo hava durumundaki şimşekli yağmur işaretleri, ne de inadımıza gibi gelen yeni deprem haberleri bizi yıldıramadı, iyiki de yıldırmamış, herşey çok güzel burda, endişelerimizden eser yok. hava sıcak ama yaşanmaz değil, bir de tayland’ın yılbaşına denk gelmişiz, şenlikleri yakaladık, çok şanslıyız.

bangkok havaalanı çok görkemli ve egzantrik, cam terminalleri üçgen çadırlarla kapamışlar, gördüğüm en güzel havaalanlarından biri. dışarı çıkınca inanılmaz bir sıcak karşılıyor bizi, önce nefes alamıycam sanıyorum ama alınıyormuş. havaalanının devasa cam duvarlarında devasa altın süslemeler içinde kralın resmi karşıladı bizi dışarda, uzun boylu, ince, bilge bakışlı bir adam, bundan sonra her yerde görücez onu, duvarlarda, bilboardlarda, parklarda, arabalarda, otobüslerde, takvimlerde.. krallarına çok düşkünler ve en ufak saygısızlığa tahammülleri yok, gerçekten seviyorlar, şaşırtıyor bu beni.

aldığımız tüyo doğrultusunda gidiş terminaline çıkıp bir taksiye atlıyoruz, taksiler şeker pembe. daha doğrusu taksi taksi diye bağıran bir değnekçiye takıldık. 500 baht’a kaosan yoluna pazarlık ettik, fazla vermişiz, biz binerken arabanın arkasında değnekçi payını alıyor şoförden. ilk yanlışımızı böylece yapmış olduk, direk taksiye binip motorway diye pazarlık yapmalıydık, taksi en az 2 saat sürdü, motorway diye bişiler söylüyordu değnekçi, biz anlamayınca konuyu kapattı, gitmedik sonuçta ordan, iki saatte gittiğimiz bu yolu sonra havaalanı otobüsüyle 40 dakikada gelicez.

khaosan yoluna geldik; seyyar satıcılar, masajcılar, restoranlar, barlar ve otellerle dolu kalabalık ve kaotik bir cadde, yerliden çok turist var. elimizde bir otel adı var, drop inn, yeliz arkadaşından almıştı. kimse bilmiyor, önümüze çıkan otellere bakıp bir saat o sıcakta gezdikten sonra ilk baktıklarımızdan biri olan dang derm otel’e giriyoruz. o kaotik caddeden klimaların buz gibi yaptığı lobiye girince bambaşka bir aleme geçiyoruz. otelimiz çok afili, en az dört yıldız ayarında, odamız çok güzel ve geniş, terasında hakkını verdiğimiz harika bir yüzme havuzu var, oda bin yüz baht, 55 lira, caddedeki mekanların müzikleri odanın içinde çalıyor ama olsun varsın diyor, dört gecemizi burda geçiriyoruz. çok daha ucuz ve sevimli yerler olduğunu görücez sonra, siz gelirseniz onları bulun.

havuzda birkaç saat geçirdikten sonra khaosan’ı dolaştık, etrafta birkaç polis hep var, polis çok güçlü bütün tayland’da, gayet güvende hissettiriyor insana. bir sürü dükkan var sağda solda ama öyle ucuz gümüş, taş filan satılmıyor, toptan gümüşcüler çok ama tomarla halka küpe alasım yok. her yer ucuz ve adi tekstil dolu, terkos pasajıyla neredeyse aynı fiyata. sokağa atılmış koltuklarda 100 baht’a, 5 lira ediyo, yarım saat ayak masajı yapılıyor, pis havlularından rahatsız olsak da biz de iki defa yaptırıcaz ayak masajı.

tiger balm diye bişi aldık hemen, küçücük bir kutuda viks gibi bişi, sinek ısırığına sürüyorsun hemen kaşıntıyı kesiyor, yok ediyor. çantamızda tiger balmla geziyoruz bundan sonra.

hava gerçekten çok sıcak ve nemli, nadiren ılık ılık esiyor, yoğun gri bulutlar ve çokca gökgürültüsü var ama bir iki atıştırmasının dışında sadece bir defa çok ciddi yağmur yağıyor, o da biz tam otele girdiğimizde başlıyor, gerçekten ciddi yağmur, fırtına gibi bastırıverdi ve öyle şiddetli yağdı ki balkonda duramadık. önceleri acayip gelen şimşek ve gökgürültüsüne alışıyoruz yavaş yavaş, bundan sonra yol boyunca hep bizimle olacaklar.

bankok sokaklarından ürkütücü gerçeklikleri ile rahip biblolarıbangkok sokaklarından korkutucu gerçeklikte rahip bibloları

alman bir çocukla tanıştık ilk akşam, hint okyanusundaki adını hatırlayamadığım adalardan birinde çalışıyormuş, üç ayda bir vize yenilemek için çıkması gerektiği için bu sefer de tayland’a geleyim demiş. çevremizi saran iranlılardan bizi kurtarıyor, birlikte başka bir yere gidip oturuyoruz. orda da isviçreli tombik bir çocukla tanışıyoruz, bizi taylandlı sevgilisiyle tanıştırıyor, kız vize alamıyormuş, isviçrede birlikte yaşayabilmek için evleniceklermiş, aşıklarmış birbirlerine. çocuk aşık belli de, kızın çocuğu gerçekten sevdiğine inanmak istedim ama inanamadım.

önce yunan sandığımız bir israil lokantası bulduk kaosanın köşesinde, hem acenta hem emanetçi, travellers diye bir backpacker mekanı, bizimkine benzemese de beyaz peynir var. bizim vahamız oldu ve orada üç dört kez yedik, pukete ve siam niramit’e bilet aldık.

her yerde tuhaf ağır kokular var, ılık rüzgarla gelip giden, yoldaki su birikintilerinden, kanalizasyondan, nehirden, yiyecek satan seyyar satıcılardan, her yerden değişik bir koku geliyor. birsürü yiyecek satılıyor sokakta, taze meyveden tut, kızarmış tavuk-böcek ve anlamadığımız bir sürü şey var, hiçbirinin tadına bakmadık. beş santime kadar koca koca kanatlı böcekler sağda solda geziniyor, tropik iklimlerin börtü böceği de bi başka oluyor.

khaosan tam turislik bir cadde, müşteri aradığı belli süslü kızlar, pin pong show diye gelene geçene seslenen tuhaf tipte adam ve kadınlar var. birine soruyoruz nedir bu diye, sex şovuymuş, avrupalı kızlar var gelin götüreyim diyor sorduğumuz kadın, sağol almayalım diyoruz. herkesin konuştuğunu değil bir başka tayland’ı görmeye geldik biz.

taklit makyaj malzemesi satan seyyar satıcıdan ufak tefek bişiler alıyoruz, gerçeğe baya benziyor, belki de gerçek diye türkiyede satılanlar da bunlar bilemiyorum. daha da çok alsaymışım keşke, hepsinden gayet memnun kaldım sonra. birsürü terzi var, 50 euroya takım elbise gömlek diye sağda solda reklamlar. bir de dişçi çok, insanlar ucuz diye buraya gelip diş yaptırıyor diye anlıyorum.

turist bolluğundan bir rahatlık bir tok satıcılık hali var yerlilerde, daha sonra  taylandlılara ‘dünyanın en sinsi insanları’ diyen gezgin bir dosta çok hak vericem, turizm sloganları olan ve gerçekten hepsinin yüzünde olan ‘thai smile’ büyük şehirlerde öyle sahte ki kanımı donduruyor. wifi var diye girdiğimiz bir cafede siparişimizi vermeden şifreyi vermiyorlar, tuhafımıza gidiyor. internete bağlanamıyoruz bi türlü, her yerde ya para istiyorlar ya kesiliyor habire.

nerelere tur var diye bakınıyoruz, kaplan çifliği, yılanlar, maymunlar, filler gibi hayvanat turları ve floating market -yüzen pazar- turu var. foating market’a gitmeye baya hevesleniyoruz aslında ama 100 km uzakta ve sabah yedide başlıyor. pazar zaten onbirde kapanıyormuş, birkaç gün gitsek gitmesek derken gitmiyoruz neticede. ihtişamlı tapınaklarla devam edicez yarın.

Written by secil

11 Nisan 2011 at 06:23

tayland kategorisinde yayınlandı

Tagged with